BİLMİYORUM, BİLMİYORUM, BİLMİYORUM...

Bir tarafta mutlak butlan diğer tarafta mutlak mağlubiyet, bilmiyorum ne olacak futbolun ve siyasetin sonu. Akşamında butlancıdan 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' nakaratı. Sabahında 'mağlubiyet, mağlubiyet' mağlubiyet' serisi.

Bir tarafta mutlak butlan diğer tarafta mutlak mağlubiyet, bilmiyorum ne olacak futbolun ve siyasetin sonu. Akşamında butlancıdan 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' nakaratı. Sabahında 'mağlubiyet, mağlubiyet' mağlubiyet' serisi.

Bir yanda onüç kere maç kaybetmiş bilmiyorumcu umuma butlan başkan. Bir yanda umuda fren koyan on kişilik rakibe kaybeden umuma hükmedemeyen teknodirektör. Bilmiyorum ne olacak bu ahlaktan arınmış siyasetin ve bu golden arınmış futbolsuzluğun sonu. Zaten onlar da bilmiyor.

Ayrıca gün Ada umumunda gençlere geleceğini kazanacakları bir sınav günü. Ancak bilinen güzergah ve önlemsiz trafik yüzünden zor yetişilen veya daha girmeden kaybedilen bir maç daha. İyi ki bilmiyorlar. Bu üçlemede bilseler ne olurdu onu da ben bilmiyorum...

Biliyor herkes, komple biliyoruz herşeyi ancak hep sıfır çekiyoruz. Ekonomistim her bir şeyi biliyor ama ekonomi mafiş. Futbolistim topu biliyor ama tur sonraki turnuvaya kalmış. Öğrencim onca yılın emeği diyor ama yarındandan umudu kesmiş. Yani memleketin önü tıkanmış. Bir nefeslik huzur da da kalmamış. Her tarafta tüm taraflarda, bütün taraftarlarda anında çarkediş şatafatı. Hattı zatın da 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' safsatası. Peki kim bilecek? ben de bilmiyorum...

Ben de tam bilmiyorum ama bir bildiğim var. Bu mutlak kayyum tarifsiz bir bilgisizlik içinde. Tek bildiğim bu yerli ve milli takım, tabela yapmaktan aciz büyük kısırlık içinde. Tek bildiğim Ada'da ilk, ilk ciddi maçına çıkacak öğrenciler kendilerine reva görülen keşmekeş içinde. Bu 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' nakaratlı işleyen kaotik süreç kimleri yakar kimleri harcar ben de bilmiyorum...

Bildiğim varsa bu arada yazık oldu birilerine. Olan malum kırmızı telefondan naklen yapılamayan soyunma odası aramalarına oldu. İçleri yanmıştır, arayamadılar diye. İçleri bulanmıştır ayak oyununu iyi bildiğini sanan saçı başı, eli ayağı süslü püslü metroseksüellerin de. Bu dünya vitrini turnuva geçti bir dahakine bu donuk zihinle gidilebilir mi ben de bilmiyorum. Ömürler yeter mi bende bilmiyorum.

Bildiğim varsa ki var derim, tıpkı hayatlarının en ciddi sınavına giren üniversite adaylarının ritmi bozuk kalp atışları gibi ayarım. Bolca boşa atıp tutmaları denize hasret canım gençliğin asla unutmayacağını da bilirim. Unutmadan bir daha vurgulayayım, evet kursağında kaldı birilerinin bu turnuva. Zırtapoz pozlara giren futbolistler ile ona buna zırt pırt telefon uzatan bakanlar makanlar birlikte çime gömüldü. Sıkıştıkça 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' diyen 'Kibir Kumkuması' da kendi açtığı mezara düştü.

Bildiğim kaybedilen maçlar, kazanılamayan sınavlar, kaybedilen değerler kurgusu çürük sistemin bizzat götürüsü. Çağdaş yaşamdan kopuldukça karşı karşıya kalınan her ne varsa bu parakoyak yapılanmanın doğal sonucu. Demek ki sırf bireysel yetenek işe yaramıyor çağın futbolunda. Zerre üretmeden, sırf ekonomistim cakalanmasıyla ayakta kalınamıyor dünya ekonomisinde. Sırf 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' diyerek bildiğini okumak üstünlük sağlamıyor reel siyasette. Siyaset sarayın, futbol siyasetin, gençler geleceksizliğin gölgesinde başarı anca bu kadar...

Bildiğim bir şey daha varsa 'bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum' diyen çok bilmiş 'Koca Kafa' arsıza öğren de gel derler. Seriye bağlanan 'Mağlubiyet mağlubiyet mağlubiyet' üstüne 'herşeyi yaptık, herşeyi hemde ama olmadı' diyen teknodirektöre bırak da git derler. Gençlerin geleceğini zehir edenlere gençliğinizden ilelebet hayır göremeyesiniz derler.

Bilmiyorum daha başka ne denir ama dahasını söylemek yürek ister. Çünkü mangal yüreklilere de gel seni biraz misafir edelim derler...

Bildiğim hoşbulduk demekten başka çare, direnmekten başkaca yol kalmadığı...