SİYASETİN MALZEMESİ İNSAN

El Heykelli Ada sahilinde, siyaseten tutuklu bir insana, sırf gönül desteği vermek adına ‘Yeni’ sandık kurulu kuranlarla bütünleştik. Mesajlara tanıklık ettik. İnsan devinimini gözlemledik. Hayata yenilmişliğin hırsıyla insani zaaf ve vicdan yetersizliği gösterenleri ayıpladık.

Hatta kendini etkin ve yetkin sanan bir fert yüzünden, güneşin denize batışını izlemeyi bile erteledik. Çünkü biz Ege açıklarında battık. Ufkumuza erinç taşıyan öfke kontrolü gemisi de Karadeniz sularında battı. Hırçın dalgalar durulunca ‘Siyasetin Malzemesi İnsan’ oltasına takıldı zihin. Zihinsel yeti, Eflatuni aforizmayı beyin odalarında buldu çıkardı; ‘İnsan, küçük ölçütlü bir devlet. Devlet büyük ölçekli insan…’ İnsanda otorite boşluğu yıkım, devletsiz toplum anarşizm…

Madem ‘Siyasetin Malzemesi İnsan’ bu ‘Yeni’ varoluş ekseninde tarihi tekrara düşmemek için ‘İnsan değişim ve anlam nesnesidir’ deyip sıyrılmak istedik limandan. Başaramadık. Çünkü eskiye yenilmeyen her insan, insanlığın geleceğini denizlere yazar. O bilinçle El heykelli Ada sahilinde bir bankta oturup, insan öğütmedik. Güneş tepemizde deniz önümüzde, insanı insana öğütledik…

İnsan, fiziksel kütle. Yüksek enerjiyi oluşturan olgu. Fenomen. Kâinatın galaksilerinden binlerce kez büyük. Tek başına bir galaksi. İnsan, Samanyolu Galaksisi içindeki yıldızların binlerce katı hücre barındıran bünye. Devasa hücresel fünye. Yüz milyon kere milyon hücrelik astronomik duruş. Her hücresi bambaşka bir dünya. Akla sığmayacak buluş. Boyutsuz müthiş denge. Bir dengi yok enerji deposu…

İnsanı var eden bu yoğunluklu hücresel trafikte, beyin hücreleri dahil hiçbir hücre ‘kati kalıcı’ değil. Hepsi de az ömürlü. Bu yüzden hücreler her an yenilenir. Doğası gereği İnsan, sürekli yenilenme yaşar. Yaklaşık yedi veya sekiz yılda bir insan tümden yesyeni hücrelerden oluşur. Ancak bu yenileniş yaş aldıkça yavaşlar. Zaman içinde yenilenişe yeter enerji de bulunamaz. O bu derken insan yorulur. Fiziksel kütle yıpranır. Makineler bozulur. Fabrika iflas eder…

Diğer yandan insanı insan yapan hücrelerin yarısı başka tip mikro organizmalardır. Yani fiziksel yapı, yerlisiyle yabancısıyla muazzam bir endüstriyel organizasyondur. Ancak bu mucizevi sistem zamanla zayıflar. Künye kuvvetten düşer. Ve oto kontrol yabancı hücrelerin eline geçer.

Zaten yerli düzenek insan, yabancı hücre dengesini ilk üç yılda sağlar. Yani yararlı yararsız yabancılaşma hücreleri, bu kısa süre zarfında fiziksel modele sirayet eder. Başta eşitlikçi doğrultuda işgal. Sonra istila öyle bir hal alır ki mevcut genlerin yüz katına erişir. Yani sistemi ele geçiren bu mikrobiyolojik hücreler zamanla insanı insan olmaktan çıkarır. Ve kaçınılmaz son, kütlesel bomba, kitlesel imha…

İşte bu insan seli depmece yeryüzünü doldurur. İşgal eder. İstila eder. Tarih yazar. Devlet kurar. Akıl satar. Kolay inanır. Çok tapar. Silah satar. Faşist olur komünist olur kapışır. Sadist olur saldırır. Gerilir geriletir. Savaşır. Sevişir. Barışır. Ve barışta bile illa iktidar kavgasına tutuşur. Parti kurar. Partici kalır. Hükümet eder. Kongre yapar. Kendini kral sayar. Bir çıkar bin düşer. Bilinç dışı, bilinç ötesi ampirik hayata hizmet eder. İtilir kakılır. Ayılır bayılır. Gün olur kişisel hırs ve özlemlere takılır. Gün biter. Güneş batar…

Yani insan nesli çoğunlukla değişim, yenilenim ve anlam nesnesi olduğunu sıkça unutur. Sıkılmadan insanlığını kaybeder. İnsanlık tarihinin her evresinde Yeni’den ürker. Tarihi ilerleten, özgürlük fikrini benimseten, medeniyeti kurumsallaştıran, ‘az zamanda çok işler yapan’ insana bile eski ve ölü hücreleriyle düşman kesilir. Hadsiz insan vasfıyla var edileni de yıkar, yakar, yok eder…

Oysa insan, bir kutsal teoridir. Hayatı ilerleten ve güzelleştiren pratiktir. Kavram ve nesne çelişkisidir. Doğanın renkliliğidir. Dünyanın denkliğidir. Duanın diyalektiğidir. Yeryüzü kurgusunun mimarıdır. Tarihsel yolculuğun en temel ögesidir. Eskiyeni yenileme gücüdür. Tarihi yaratma tecrübesidir.

Yani İnsan, kendi tarihini kendi yazar. Anlık tercihlerden bağımsız teorilere bakar. İnsan odaklı geleceğe akar. İnsan günü ve geleceği koruma bilgesidir. Ayrıcalıklar üzerinden kitlesel hedef koymaz. Kaotizmi kavratma mücadelesine girişmez.

Yani insan değiştirilemezliği savunmaz. Evrensel değerler doğrultusunda kalır. Sırf ilahsal yasalara bağlanmaz. Sırf nesnel değişim yasasına ümit bağlamaz. Nesnel ve toplumsal yasaları öğrenerek özgürleşir. Öğreterek özgürleştirir. İşte bu özgürleşme bağlamında Yeni’yi kuran da eskiyi yaşanmaz kılan da insandır.

Öylesine ‘Siyasetin Malzemesi İnsan’ görüldükçe ve insan da ‘malzeme’ gibi değerlendikçe siyaset siyaset olmaktan çıkar. Böylece Yeni’de veya eskisinde, kalan veya giden sırf klancı insan varlığı olur. Ve siyaset, insan kazanma değil insan harcama mekanizmasına dönüşür. Zaman ve mekân hiç fark etmez. Bugün veya yarın, El Heykelli Ada sahili veya gözden uzak bir yerde…