Futbol, milyarları kendine bağlayan muhteşem bir oyun. Sırf oyun olmanın ötesinde dünyadaki en büyük endüstrilerden biri.
Futbol, milyarları kendine bağlayan muhteşem bir oyun. Sırf oyun olmanın ötesinde dünyadaki en büyük endüstrilerden biri. Turnuvalar, organizasyonlar, şampiyonalar kapsamında öncesi ve sonrası maçlar ise en ucuz eğlence ve seyahat tipi. Ayrıca futbolun tılsımı ülke gücünde değil oynayış gücünde. On yıllar boyu ekonomisi dip yapan ülkeler bile dört yılda bir sahaya doğru yayılınca hele futbolda en güçlülerden olunca işin rengi değişiyor. Hatta futbolu hiç umursamazlar bile uzman edasıyla havaya giriyor. Futbol böyle bir saplantı işte...
Bir de futbolu ikinci üçüncü spor branşı gören ülkeler var. Onlar için kazanılması mucize sayılabilir bir maçı almak şampiyonlukla eş değer. Onlarda maç maç ilerlemek ve değerlenmek derdinde. Bu nedenle futbolu pek önemsemeyen ülke takımlarıyla oynanan maçlar hayli zor geçer. Favorisi belli, kazanılması basit görülen bir karşılaşma çok çetin ve bol çekişmeli olur. Çünkü sportif statüsü düşük görüldüğünden, diğer branş sporcuları gibi ilgi görmediklerinden hırslanan futbolcular ekstra efor sarfeder.
Bizde öyle mi ya futbol her şey. Ekmek kadar, su kadar değerli. Hatta siyasetin bile üstünde. Veya siyaset futbolun içinde. Her şampiyonada yıllar yılı futbola bulaştırılan kara para, bahis, şike, astronomik transferler, hak gaspları anında unutulur. Diğer yandan Milli forma bir partinin, ideolojik bir yapının temsil edilebileceği, ayrıştırıcı siyaseti simgeleştirme aparatı değildir. Bu prokatif tavır karanlık zihniyetin karşısında duranları rencide edebilir. Milyonların ortak değerine bakış açısını zedeleyebilir. Çünkü dünya futbolu ırkçılık barındırmaz. Futbol faşizan nefreti kabullenmez. Futbolda gücü futbolla göstermek esastır. Radikal milliyetçi şuuraltı hareketlerle değil. İşte bunlar unutulmamalı...
Unutulursa Kapıkule dışındaki her maça gaza aşkıyla, yürekler ağızda çıkılır. Çıkılır da yarı amatör bir takım gelir, uluslararası arenada kendine ön sıralarda yer bulan, bire birde yetenekleri yadsınamaz millileri üç atak, iki gol sahadan siler. Sonra yüzde bilmem kaç top bizde kaldıyla övünme faslı. Oysa futbolu zayıf olanlar, çapını bilenler rakibine topla daha çok oynama fırsatı tanır. Rakip topu evir çevir dolaştırırken hata kollar, golleri çakar, dünyada manşet olurlar.
Oysa futbolda top hakimiyeti önemli, topa çok hakim olmak değil. Yeteneğine güvenmeden gelen her topa ilk sen hakim olacaksın. Gol atarsın veya atamazsın. Ama disiplin kaybedilmezse eninde sonunda bir karambol olur gol. O da olmadı umutlar başka turnuvaya kaldı. Eğer bu maç alınsaydı tur garanti. Ya şimdi. Şampiyonaya devam etmek için kesinlikle kazanılması şart iki maç. Kalan maçlar galip bitirilse de tur şansa bağlı.
Belki de bu öngörüyle maça tam saha baskı başlandı. Eğer yelkenler fora, maç
baskılı oynanacaksa, soldan sağdan, yandan ortadan ortalar yapılacaksa, oyun sıkışınca doldur boşalt yapılacaksa illa santraforun olacak. En az bir tane, iki civa gibi ikiz kule olursa ne ala. Yoksa hayana top sende kalır, boyuna golü yer kala kalırsın. Çaresizlikle çırpınırken ikincisi de girer çürük kapıdan.
Çünkü santrafor sadece gol atmaz. Planlı pres koyar, topu her şartta stoplar, indirir, kaldırır, saklar, üç direği görünce vurur. Oyun stoplayınca, sahanın her yanında adam boşaltır, kısa verkaçlarda duvar olur, uzun aşırmalarda top aktarır kral olur. Şandel şişirmeleri bile bir dev adam gibi yumuşatır, şakülünde adrese gönderir, oyunu açar. Özellikle onsekiz dışından içinden önüne düşeni sert vuruşla şutlar. Altıpastan sekene sakince ayak koyar, ritmik uzanışla kafayı çakar oyunu bitirir...
Zar zor gitmişsin Dünya kupasına ama kafada oynamadan şampiyon olma hayali. Üstelik rakibi de küçük görerek çıkmışsın ilk maça bir santrforun bile yok. Kadroda var da çağla, çaylak diye güvenmediğinden atmıyorsun sahaya. Taktiğin kontratak yani geçiş oyunu olsa kadro tercihi belki anlaşılabilir. Ama sahada tam aksi bir oyun oynanınca bu forvet hattıyla maça tutunmanın güç olacağını anlamak gerekirdi. Belki taktik bu olmayabilir ama maça rakip sahada baskı uygulayarak başlayıp bitiriyorsan akla bunların gelmesi çok normal...
Anormal olan kanatlardan bazı anlar top getiriyorsun, oyunun doğal sonucu olarak sık korner atıyorsun. Ama hep havayı dövüyorsun. Çünkü sahada santrfor tandanslı tipik bir oyuncun yok. Rakip de devşirme santraforun başta tüm takımını dövüyor. Oysa o pozisyona sürdüğün oyuncunun silik ve etkisiz performans göstereceği malum. Çünkü rakip stoperler fiziksel olarak çok üstün. Boy pos endam onlarda. Ve sanki görmüyorsun, ikili mücadeleleri hep onlar kazanıyor. Santraforsuz oynadığın için hava topları tamam da yerden bile üstünlük sağlanamıyor. Yani santrafor yokluğu veya o yere ikame edilenin fizikondisyon eksikliği, ceza sahası etkisizliği olarak sahaya ve maça yansır...
Durum böyle gelişince elbette yokları oynarsın. Yirmisekiz hücumla bile skorbordu değiştiremezsin. Çünkü santraforun yok. Santrafor, hücum hattının en ucunda sorumluluk alır. Rakip savunmaya en yakın durur, sık sık stoperler arasına girer, bitmez tükenmez fiziksel gücüyle onları yıpratır. Dakika nefes aldırmaz. Hava toplarını sektirmez, etkili ve bitirici hamlelerle hücumu neticelendirir. Didinir didişir.
Sahadaki dizilişe bir türlü böyle bir santrafor ekleyemezsen kısa pas, yan pas top çevirirsin. Futbolbilir izleyiciyi canından bezdiren bu paslaşmalarda top kaybıyla oluşan rakip kontra ataklarını kesmekte de zorlanırsın. Bir veya iki önlersin, bir defalığına bariz bir hata ve maçı verirsin.
Ayrıca bu tip bir futbolcunun sahada bulunması gerektiği ve kadroda var olduğu anımsatıldığında 'yer bulamadık' diye yakınan bir hocayla buraya kadar. Bu beyanatı da ayrılığın kanıtıdır resmen. Ayrıca taktik gereği mi oyuncu tercihi mi bilinmez, maçın son dakikalarında stoperin hücum hattında çakılı oynaması zayıf rakibi çok bunalttı. Ya hemen yenilen ilk golden sonra daha çok vakit varken santrafor değişikliğine gidilseydi maç bu sonuçla biter miydi? Belki biterdi yine de. Denemek lazımdı, yer bulmak lazımdı. Yanlıştan dönülseydi eğer bir umut şimdi umut da yok.
O halde santraforlu veya santraforsuz kalan iki maç kazanılıp üst tura çıkılsa dahi şampiyona sonunda hocayla el sıkışılıp yollar ayrılmalıdır. Çünkü soyunma odasında tahtaya santraforsuz onbir yazmak maharet değil. Bilinir gerçek eğer santrafor yoksa gol yok. Şansa gollerle tur yok. Erken eve dönüş bileti daha şimdiden cepte. Turpun büyüğü şimdiden heybede. Hele bir şu şampiyona bitsin...
Santrafor 9 giyer, doğru söyleyen 9 köyden...
