Yıl 1922, büyük ve sarsılmaz bir inançla 26 Ağustos sabah ayazında ‘tam bağımsızlık’ düsturuyla karşı hücum başladı. Emperyal azgın, yedi düvelin dişlilerini kırmak ve topunu Karşıyaka'dan denize dökmek için taarruz edildi. Milim geri çekilmeden kan gözyaşı, şehit şüheda, canla başla ilerlendi. İlla ki 27, 28, 29 ve 30 Ağustos günleri ve Büyük Zafer…

Tam yüz küsur yıl geçmiş gitmiş, tarihin unutmayıp sürekli kırıntılarından beslendiği bu ulu serüvenin üzerinden. Öyle çok değil aradan geçen yıllar. Uzun yaşamış bir insan ömrü kadar. Peki bu millet bu kutlu davayı nasıl unutur? Ne diye unutturulur. Anlamak mümkün değil. Şanlı tarihin en ödünsüz taarruzu ve bir milletin kutlu ilerleyişi, Gazi Paşa'nın öncülüğü ve önderliği, muharebeyi bizzat yönettiği neden? Hangi gerekçeyle resmen yok sayılır. Gazi Paşa’nın Başkomutanlığı niçin görmezden gelinir? Başkomutanlık Meydan Muharebesi anılmaz…

Görüp duyan varsa söylesin, vatan evlatlarının vatan aşkıyla kazandığı 30 Ağustos Zaferi yıllar yılı gereğince kutlanmaz. Vatan uğruna ölmeye imanlı milletin uğuru ve gururu Mustafa Kemal, bin türlü yalan dolan, yüzlerce hurafe ve batıl inanç değersizleştirilmeye çalışılır. Ama başaramayacaklar, başaramıyorlar, başaramazlar. Çünkü bin küsur yıl geçse de emperyalist dünya ve yerli işbirlikçileri hala ezikler. Bu milleti yenemediklerini, kendilerine kafa tutan Mustafa Kemal’i deviremediklerini asla unutamazlar. Vaktiyle alınan hezimetin kuyruk acısıyla sürekli saldırırlar. Yedi düvelin tek derdi bu milletin, lafta yerli ve milli kalarak memleketi kendilerinin böldüğünü, parçaladığını ve paylaştığını unutması. Ama bu millet o illeti ilelebet unutmaz…

Unutturulmak istenen en başta 'para yok, silah yok, ordu yok savaşamayız' denilerek vatan teslimiyetçiliği. Sonra saltanat düşmemiş ve yenilmemiş gibi ‘yeniliriz’ bahanesiyle topyekûn mandacılık cemiyetçiliği. Asıl unutturulmak istenen ise bu kaotik dönemde düzenli orduyu kuran Mustafa Kemal. Zaferden sonra ödenmek üzere balyalarca para, kasalarca altın, takalarca silah, kağnılarca mühimmat temin eden Mustafa Kemal. Her bir Mehmetçiğini şehitliğe razı eden ve yüce gönüllü bir millet yaratan Mustafa Kemal…

Evet unutturulmak istenir Mustafa Kemal. Çünkü para bulunur der ve kom, komün, komünist demeden parayı bulur Mustafa Kemal. Milletin canını çıkarmaya, kanında boğmaya yeminli birleşmiş düşman güruhuna bağlanmayı tersler Mustafa Kemal. Bağımsızlık uğruna akıl yüklü radikal hamlelerle düşmanın topunu yener Mustafa Kemal. İlelebet ilerleyişi öğütler ve örgütler, denizleri hedefler, düşmanların kızgın maşasını denize döker Mustafa Kemal. Zor kazanılmış bir kutlu zaferi, 30 Ağustos’u kendine mal etmez, milletine armağan eder Mustafa Kemal. Unutturacaklar elbet…

Yıl 2026, yüz küsur yıl sonra Büyük Zafer’in ve kutlu inancın temsilcilerine, ‘tam bağımsızlık’ idesini bayrak yapanlara, kindar emperyal güçler ve kesedar yerli işbirlikçileri karşı hücum başlattı. Tek birey kalmayana dek diz çöktürmek ve dibe vurdurmak için dört bir yandan taarruza geçildi. Ve metazori “Yeni” bir yol ayrımı yaşandı. Şimdi "Durmadan, duraksamadan, bir santim eğilmeden, bir adım geriye gitmeden, bir kelime eksik konuşmadan" bu kutlu mücadeleye devam edeceklere hadi unutturun bakalım kutsalını. Kutsal isyanın zaferle taçlandırılacağı ilk gün karacasını…

Unutturun kolaysa 30 Ağustos'ta; kurtuluşa bir adım kala "…yürüdü uçurumun başına kadar. /Eğildi durdu. /Bıraksalar Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı…” dizeleriyle destanlaşan milli kahramanı. Millet memleket, ar namus uğruna kar üzerinde paltosuna uzanıp, bir gözü açık uyuyan Başkomutanı. Mazlum milletler tarihini yazan, insanlık tarihinin akışını değiştiren büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü. Unutturun da görelim…

26, 27, 28, 29 ve 30 Ağustos sonrası zafer ile perçinlenen kutlu dirilişi ve kutsal isyanı hiçe sayanlar, gelmişinden geçmişinden ders çıkarmayanlar, aslını neslini inkâr edenler, ülkenin geleceğini karartanlar unutabilirler. Ancak Kuvayı Milliye Destanı’nı, Ulusal Kurtuluş Mücadelesini, 26 Ağustos’ta başlayan kutlu Zafer yürüyüşünü ve 30 Ağustos Büyük Taarruzu unutmayanlar var oldukça tarih tekerrür etmez. Yedi düvelin dayattığı talihsiz ve tarifsiz yazgıya yine tek başına ‘Yeni’ iddialarla karşı durulur. Vurdumduymazlara, “gaflet, dalalet hatta ihanet” içindekilere duyurulur…

Yıl 2026, 26, 27, 28, 29 ve 30 Ağustos’u sıradanlaştırıp, ölümlü olduklarını unutarak sahte nutuk çekenlere, ‘Büyük Zafer’e minnet duymazların cemi cümlesine ölümsüz bir cümle; “30 Ağustos'ta yaptığımız savaş sonunda düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik. 31 Ağustos günü ordularımız İzmir'e doğru yürüyordu…”

Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim Arkadaşlar….