Okumak güzel. Okundu 'Paşolar Evi' tatlı sert bir roman. Tatlı sert bir yorumu hak etti hemen...
Ağır yıllar. Sağır yollar. Denizi kollayan gizli koylar. Kahır adasını turlayan göçmen kuşlar. Adaya ve doğaya tutunma çabasındaki çilesi bitmez her dilden her dinden komşular. Kadim kökleri ardında ta Mora'da kalmış bir ailenin canlı kıldığı bir konak. Aile fertlerinin kuşaktan kuşağa aktarılan Adalı veya Ada yerlisi sayılma çabası. Var olma kavgası...
Savaşlar, sevdalar, ayrılıklar, terk etmeler, aykırılıklar, benlik ve kimlik mücadelesiyle yoğurulmuş tam da dişiyle tırnağıyla 'tutunanlar' romanı...
Romanın özü göçerlik olunca ne kadar yumuşak yazılmış olsa da bu roman da sert. İşgal sert, dava sert, mübadillik sert, geçim sert, yuva kurmak sert, ev olmak umutlanmak sert. Yani sırf var olmak için harcanan emek, tırnak içinde estirilen 'hava sert'...
Hayat boyu havanda su dövülmesin diye katlanılan ve cebelleşilen hayat bariz sert. Ancak onca sertliğin ortasında sayfalarca paşa paşa yansıtılan 'Paşolar Evi' insanları pamuk gibi yumuşak. Anlatı yaman, dinleti ılıman, söylentiler tıpatıp gerçeklik. Olaylar tarihi gerçeklere dayanan. Yeni Cumhuriyetin ülkede ve Ada özelinde estirdiği hava sıcak, tarihi yazan veya tarihe yön veren kahramanlar aileden biri gibi sımsıcak. Aileyi yazan aileden birinin maziye yakınlığı sırsıcak...
Sıradan bir eski konak ve konukluk dünyasına, tarihi yenilenişi bu denli katmak, ciddi kayıplara rağmen geçmiş günlere bu denli can katmak muhteşem. Unutulan hayalleri ve derin gölgeleri şairane betimlemelerle vermek şaheser. Ayrıca eser bir dönemsel resmigeçit olduğu halde bu denli arı bir dille canlandırmak ve anlaşılmak yazarlık adına da tatlı sert bir diriliş. Yani Edibe de anlattığı tatlı sert geleneğin bir temsilcisi ama yarattığı ambians, soluttuğu hava pek ılıman...
Hele ki Cumhuriyetin ilk yıllarında sıkılmadan değinilen o 'Edip' olma aşkı ve yıllarca doğru eğitim alma mücadelesi bambaşka. Bu anıromanın gizli kahramanı derinlikli okuma neticesinde 'yeğen edip'tir denebilir. Hastalık bulaşıları ile ince hastalıklarla savaşımı da oldukça sert. Edip de zaten sert. İzmir, İstanbul derken gazeteci olma gayesini gerçeğe dönüştürmesi de sert. Tahsil hayatı da sert. Cağaloğlu sert, Babıali Yokuşu da sert. Onca sertliğin merkezinde Yeğen Edibin yazdığını kolayca yayımlaması ise tatlı sert. Ayrıca bu varoluş sürecinin başlangıcından sonuna yerleşik kapitalizme ve kültür emperyalizmine isyanın 'kaleiçi çarşısında bir dükkan ve misyonel kolej leylisi' özelinde dünyaya harmanlanması da oldukça sert. Demek ki sert olmadan olmuyor bir şeyler. Çünkü obursu dünya sert ve daima 'hava sert'...
Göçerlik yazgısı yüzünden sert ama Paşolar Evi'nin birincil gücü mert bir oğul. Oldum olası evin kızlarına abi kardeş. Kendi deyimiyle 'karıcağızı'na fedakar eş. Hatta eşi tarafına biricik damat. Kız erkek tüm evlatlarına örnek baba. Edip yeğene dayo. Her rolü en güzel ve en sert. Yeri gelince sertin serti aile geleneğine fren, güzeller güzeli dayı bir karakter. Eve konu komşuya paşo, Ege'yi göl eyleyen reislere gönüllü miço. Milli Mücadelede gizli kuvva, zeytin gözlü bir dayo. Taşa toprağa, denize akarsuya, zeytine incire, üzüme hüzüne dost. İyilikte dostlukta deniz derya.
Yani aslında romanı tertipleyen ve bitene dek terk etmeyen arka planda hep yumuşak-sert etkisini duyumsatan bir gölge lider. Hele hastalıkta zorlukta, varlıkta yoklukta her eve lazım türden tam bir Egeli efe. Sanki derinliğine tahlil edilse pek ferman dinlemeyen, kendine özgü efelenen, özel derman hünerlisi...
Baştaki soyacına rağmen Feryal, romansın ayarını öyle bir değiştirmiş ki serto dayo ile edip yeğen diğer aile bireylerinden acayip rol çalmış. Daha doğrusu artı rol kapmış. Peki hak etmişler mi gönülden evet. Çünkü içine düşülen hayat heyhat, kafada binbir dert. Üstelik yıllar yılı 'hava sert.' Yani havadan sudan meseleler hissettirilmeden sertçe ayıklanmış...
Ya o 'Hava Sert' kimlikli kimsesizlik. Konuşturacak roman kimsesi olmayanlara arayıp da bulamayanlara bir rol çalar daha. Böyle biri varsa anımsamak harika. Eğer yoksa bu protipi buluş da dahiyane. Dahası yok, çok da tırnak içinde 'hava sert'...
Bu arada ciddi okur takıntısı olabilecek sertlikler de yok değil. Ancak yok saymak gerek çoğunu, romanın yazarına saygıdan. Çünkü olayların akışı net ve gayet akılcı. Elbette insanları birbirlerine ve hayata tutunduran değerler vardır. Bu yazarına göre bazen ilahi kutsallık olur. Bazen ilelebet ibadet olur. Uygun düşer dua olur akla düşen beddua bile olur. Öyküde, romanda en olmazlar olur da olur. Ancak sayfaları zorlayan tipik sığınmalar ve peşisıra yakarışlar da çok sert. Sık kullanıldıkça inanç silsilesinin sıradanlaştığı ve yapmacıklık hissinin yaygınlaştığı algısı alıyor bir yerlere taşıyor masum bilinci. Bu belli bir birikimin veya mazbut yaşam biçiminin dışa vurumu olarak değerlendirilebilir elbet. Ancak yine de her şer kaza, sevinç tasa aşamasında dillendirilen dinibütün hava sert. Onca tek taraflı kadercilik zaten sert. Oysa Cumhuriyetle birlikte modernizmi tek tek tespit edip, sert vurgulardan kaçışı tespih etmek mana arayışı olabilir. Bu moda tavır hiç nedensiz sert gelebilir okura. Bu yüzden şükür şükran havası es kaza değilse zorlama da değilse az sert denip geçilebilir...
Zaten tarihsel geçişlerde zoru kolay kılmak için geçmişi bugüne uydurmak veya bugünü geçmişe metazori kaydırmak madden veya manen epey sert. Yani o zamanlar muhafazakar veya mütedeyyin hava sertti. Bu zamanlarda daha sert. O zaman böyle verelim gitsin demek kolayı zor kılmak gibi bir terslik. Bunu en başta görüp olağan değişimi sayfalar içinde arayıp bulmak ise bizzat okura dert. Zaten hava sert.
Sert veya değil, aslında romana en gizli kahraman 'Hava sert'. Elbette 'Paşolar Evi' okumamışlar bu tatlı sertliği eleştirel restleşme sanıp, zehirli ironi sayıp anlayamaz. Feryal anlar ve bilir, kim en güzel ve en sert olandır bir dahakine onu yazar...
Sert veya ılıman bu roman Ada tarihine bir saygı duruşu. Ada şehrin Kaleiçi konaklarına ve kalender konaklayanlarına selam salavat şerhi. Paşolar Evi ailesine ve civar ahaliye içten duyulan sevgi seli...
Bu tatlı sert sele Feryal sayesinde Pertev de katıldı. Okudukça kolu kanadı kırıldı. Ocaktan çıkıkçı biriken dertlerine neylesin. Okudukça aklı çıktı, çıktı kenti gezindi. Roman bitti ve Pertev bu kez durduk yerde beş yıldan beri bir türlü yazıp bitiremediği kendi romanına çarpıldı...
Feryal, sanki fer oldu biraz Pertev'e. Çünkü onun romanında da hava sert. Hatta çok sert. Onun da merkez kişisi Edip. Bir ipucu, 'Dali Edip'. İster istemez içine girdiği hikaye, İstanbul'un işgaliyle başlıyor. Prens Adaları özelinde milli isyancılardan biri uzak bildiği yakın akrabası. Sonra büyük zafer. Sonra Cumhuriyet. Malum Mübadele. Devrim. Devrimcilik. Aşk. İhanet. Kavuşma. Veya asla kavuşamama. Komplesi kompleksli dünyalılar ve siyasal içerik. Konu bildik, tanıdık ve ortak...
Yani hayat sert, hava sert, ölüm en sert. Güzel olan ise hayata veda etmeden evvel "Günler geçti, rüya bitti. Şimdi sonsuzlukta bir ışığım." diyebilmenin haklı gururu..
Elbette Pertev'in doğduğu yıl sonsuzluğa göçen 'dayo'nun mert ve sert elvedası yakışır benzer romanlara. Veda, tabii ki Feryal en doğrusunu bilir...
