On yıllardır her ağustosta, Karadeniz’e dağılmış platolarda ocak öbek ‘fındık kıran tragedyası’ klasiği sahneleniyor. On yıllardır geleneksel pandomim tarzı oyun, dilde tek replik, ‘Son. Üretici için acı bir son.../The end. A bitter end for the producer...’ Çavusoli, bu tragedya her yıl yenilenmeden yinelendiği ve içine sinmediği için nice metin kaleme aldı.
Habire ‘Fındık Çetin Tradisyon’ pratiğine uygun öneriler yaptı. Bu yıl da ilk ve son kez kara perdeyi aralayacak…
Bu arada fındık çiftçisi, yine 705 bin ton fındık rekoltesiyle dünya şampiyonu. Ancak yine aynı oyun. Aynı oyuncular, aynı figüranlar, aynı seyirciler, aynı belirleyiciler ve aynı feci son. Avrupa ayağında Sömürgen Ferrero Fındık-Nutella, üstüne vazife değilken küresel fiyata abgrenzen, hayali Hamburg Fındık Borsası, fındık ve katışık fındık ürünleri lideri PatisFrance. Dünya ölçeğinde ise acı sonu hazırlayan irili ufaklı diğer emperyal aparatlar…
Fındıkta, ilk perdede son perdede hep aynı tek replik, ‘Son; Üretici için acı bir son... The end; A bitter end for the producer...’ Bu replik iki dilde yetersiz, fındığa tahakküm eden taraflar tam anlamayabilir. İhracat değeri on milyarlarca doları bulacak fındığı üç kuruşa alan-çalan İtalya. Bir kantar fındık üretmeden, hayali borsada fındığın dünya fiyatını belirleyen Almanya. Pasta ve soslarla afiyetle mideye indirilen gıda ürünleri devi Fransa. Fındığa hükmettiğini sanan ancak üreticisine hükmeden yerli ve milli hükümet ile uzantıları. Ve de hükümetin gözünde yıllardır yok hükmünde olan, hala himmet ve hizmet bekleyen müstahsiller. İşte bunların konuştuğu ama anlamadığı veya anlayıp konuşamadığı dillerde de yazılsın, ‘Son; Üretici için acı bir son...’ repliği. Yani tüm dünya dillerine çevrilsin bu replik. Her çevrede bu bellik söylensin. Söz meclisten dışarı fındıkçılar reisine, fırdolayı ofislerine ses duyuran slogan olsun. Latincesi, ‘Finis, amarum pro ultimo productione…” Arapçaya gerek yok, gatıfene bilirler.
Oyun içinde oyun, sağı solu belli olmaz fındıkçılar, hasat veya harman zamanı kuru çotanakları deniz sahiline indirip, yaladanluk ateşe verirler. Mevcut idareye isyan havasında, idareten kontrollü kalkışma. Bu periyodik perişanlık, bu makyavelist triad hiç inandırıcı gelmez. Çünkü bu sureti haktan görünme ve düzmece başkaldırı, ilk seçimde fındıkçılığı bitirenlere boyun eğişle sonlanır. Onlarca yıllık alışkanlık tercihi belirler. Karşılıklı akışkanlık tescillenir. Mutlak otoriteye teslimiyet, uzak fındık bahçeleri vasfını yitirmiş orman arazisi, fındık orman meyvesi olsa da devam eder. Bu nemelazımcılardan usanılır ve buluttan nem kapılır. Kapısını çalan zulmeti velinimet farz eden bu tipik fındıkçılar yüzünden, fındık gerçekliğine dikkat çekmenin gereği de kalmaz…
Ereği çetin gereği bilen, Atadan fındıkçı Çavusoli Ege'yi gördü, Akdeniz'i gezdi. Melunane bir facia yaşadı ve Adalı oldu. İncir, zeytin, şeftali, üzüm, ceviz ve narenciye tarımına bizzat tanık oldu. Ürüne ve üretene verilen değeri gördü. Zamanla Karadenizliyim demekten çekindi. Hele fındığın başkenti Giresun eşrafından olmak onur ve gururken suskun kaldı. Çünkü anneden, babadan kalma fındık bahçeleri, fındık ocakları, aile ocağını tüttürmeyince kime ne desin. Fındık memleketleri ahalisi gibi senede bir gün, o da fiyat açıklandığında yalandan iktidar karşıtlığı mı yapsın. On yıllarca alayına karşı zaten…
Cümle alemin bildiğini Çavusoli de biliyor. Harman sonu az buçuk kurumuş fındık çuvalları çarşıya iner, tüccarın dediğine gider ve göstermelik başkaldırı biter. Hasat geliri eski borçları ödemez bile ama dosta düşmana buna da şükür havası basılır. On yıllarca fındığa ve fındıkçılara ekonomik baskı kuranlara vurulur mühür. Nazın geçtiği eşe dosta da bastırılır. Değişmez hiçbir şey yani, ‘kırk yıllık yani olur mu kani.’ Sürdürülür sonraki ağustosa dek ağam paşam yağlaması, güllük gülistanlık ortam yaygarası. Yani gazel havası, masal kafası…
Ne yazık ki fındık kabuğunu doldurmaz beyinle, külliyen zararına giden fındıktan, memleketin dibe vurmasına, gece gündüz güzelleme faslı düzülür. Hatta bu vurgunda dahli olanlara bile methiye. Şimdi bu fındık beyinlere, ‘hemşerim rekolte şu, fiyat bu, maliyet hem şu hem bu, hükümetin yaklaşımı da şöyle böyle’ denilse ne yazar. O yüzden bu sene bir daha Çavusoli fındığı yazmayacak. Çünkü fındık memleketlerinde değişen hiçbir şey yok. Yenilenme derdi de eskiden ders çıkarmak da…
Sırf bu yüzden on yıllar içinde yayla kalmadı, orman kalmadı, dere kalmadı, göze kalmadı, oluk kalmadı, ürün kalmadı, hayvancılık kalmadı. Elde avuçta ne varsa gitti. Yarın fındıklıkta kalmayacak, fındık ta olmayacak denildiğinde 'O işler senin bildiğin gibi değil. Olmaz deme olur. Hem Allah bilir…' diyenler türer birden. Evet, Çotanak nedir? görmeyenler, fındık çeçken nasıl toplanır bilmeyenler, taze fındık sürgünlerinden örülmüş harer sırtında ter dökmeyenler, harman yerinde yağmur ve güneşle köşe kapmaca oynamayanlar, patozun kuru çotanağı vantuzlayan hortumuna kıvamında veremeyenler, elbette üreticinin derdini bilmez. Anlamaz. Ancak bu türbülans türler fındık akıllarıyla, her fırsatta böbürlenerek fındıkçılık dahil alaylı kalaylı konuşukla bilumum meslek erbabı kulpazanlığının kulpuna tutunur. Entelijansi kesime tur bindiren bu pekbilmişler, diplomasız yüksek ziraat mühendisi, orman mühendisi, peyzaj mimarı, botanikçi, kimyacı, iktisatçı... kesilirler.
Daima keseri kendine yontan, fındık aklıyla yoran bu kadar uydu uleman, boş eleman varken kısa kesmek evla elbet. Madem fındıkta son perde, fındık akıllılara son makale, son bir saplama daha. Fındık dünyasını yöneten emperyal firmalar, vahşinin vahşisi kapitalist yaptırımlarla, Karadenizi ayakta tutan yaygın aile üreticileri yıllar içinde bitirecek. Emperyalist istila küçük büyük üreticileri fındıktan uzaklaştıracak. Alternatif ürün takasıyla, bölgelerde verimli ocaklar hızlıca kesilecek. Fındık arazileri yok pahasına yabancılara devredilecek veya emperyal firmalara bağlı büyük fındık kantonlarına dönüşecek.
İşte bu nedenle on yıllardır Karadeniz platolarında antik tiyatro klasiği sergileniyor. Ancak bugünden yarına ‘Yeni’ bir eser yazılabilir. Özellikle ‘fındık çalan tragedyası’ yazılmalı, evrensel dillerdeki ilk repliği de ‘Hey sen, Fındık akıllı üretici artık kendine gel. Yoksa daha acı bir son yaşayacaksın. Bir dost…” olmalı.
Öyle olsun, ‘Hey you, hazelnut-smart producer, get a grip now. Otherwise, you will experience a more bitter end. Real pal...”
