Her köklü ailenin mutlaka bir başkaldıranı vardır. Çünkü tek bir gün 'Olmak ya da olmamak...' sorgulanmaz. Ancak sorulmaz soruları soranlara gıcık olunur. Derken bakarsın biri 'ailenin başkaldırıcısı' olup çıkmış. Olur da başkaldırı ömrünce ardısıra gelir. Başka başka işlerin hep önüne geçer.

Baldan tatlıdır asilik ama bela musibet bırakmaz yakayı. Hatta kalın diye atlayarak okunan 'suç ve ceza' yakalar paçadan. Yani yıllar yılı tüm başkaldırılar bir gölge gibi takip eder başkaldırıcıyı...

Bazen geri durmak istenir de hayat izin vermez. Hemen öne geçer, tutar çeker başkaldırıcıyı ileri, daha ileri atar. Velhasıl ailenin başkaldırıcısı olmak, zor zanaattir. Toplumların başkaldırıcısı olmak ise zannedilenin çok ötesinde bir derttir. Bedeli çok ağırdır...

Yani hiç de basit değildir başkaldırıcılık. Başkaldırıların başsız kaldığı, kıçı başı oynayanların kral, kaşı gözü oynayanların kraldan çok kralcı kesildiği dönemlerden geçmişliğin belki de tek kazanımıdır başkaldırmak. Başka çıkar yol kalmadığının ispatıdır evrene. Öyle herkese uymaz bu üniforma. Hadi moda deyimle herkese nasip olmaz...

Olur da bir gün dalgalı denizde, bata çıka bunalırsın ve rastgele deyip dışa vurursun kendini, asla saklamadığın benliğini. İşte o an başlar büyük başkaldırı. Bencileyin yazarsın kendi kaderini. Normal bir kitaba girmeyecek girintili, çıkıntılı sözlerle not edersin yakın geleceği. Gelmişine geçmişine, çarkına çıkınına bir güzel çarparsın ama çaptan düşmeden. Metodik ritmi kollarsın ve resmen kitapsızlığa kitap olur başkaldırıcılığın. Takibe alınan desleksiyon delirmesi sapıtımlara, sır olmayan sıradanlığa sırayla çakarsın. Sırtlanlara, çakallara sıradışı sallarsın adı 'Başkaldırı' olur. Ve 'Ailenin Başkaldırıcısı'na, kalemşör rütbesiyle sınıf atlatırsın...

Yazmak, başkaldırının da bir düzeni olabileceğini hissettirmektir. Yazılanlar güldürür ağlatır, kızdırır süründürür ama yumuşatır da. Yazıya dökülen her başkaldırının, aforizmalarla başlayan, karamizah yüklü bir düzeni vardır. Veya düzenli düzensizliği. Yani kor karanlığı parçalamak için yazmak, başkaldırının özüdür...

İşte düzensizliği düzeltmek veya düzeni düzlemek için kartal başlı, güçlü kanatlı bir başkaldırıcı olmak temel şarttır. Asice yazmak başka bir şey olduğu gibi ayrıca zor bilinendir de. Bu yüzden meridyen ve paralel düzlemini paralamak yeter. Yeter ki aslan başlı, kartal bakışlı isyancılar, enlem ve boylam arasına sıkışıp kalmasın, eninde sonunda yere serilmesin...

Geçenlerde biten kitap sergisinde özünden kopmamış, bu kıstaslara uyan bir başkaldırıcı bir 'Başkaldırı' kitabı tutuşturdu beğenime. Kitabını öncellikle pür dikkat okudum. Son günlerde kökü sığda, kendini yazar sanan her kimse, kimseye 'Yeni' kitabını hediye etmiyordu. Maddiyat değilse mesele, eleştiri özeleştiri sarmalı korkutucu herhalde. Ancak bu özü sözü bir başkaldırıcı, kökü derindeliğin güvencesiyle en 'eski' eserini sundu, okur yazar esrikliğimize. Eksiklerim neyse ne varsa duymak ve bilmek isterim dedi. Bravo...

Bravo sana ailenin başkaldırıcısı sitemkar. Kitabında yaklaşık elli bölüm, yatır kaldır, kaldır indir, güncel hayata dair saptadığın gariplikleri okuyana iyice belletirsin. AyrIca kataraktlık konuları araya Nazım esintileri de katarak bir güzel esnetmişsin. Eski köye eski adet taşlamalarla taşmış zihnin. Zinde ataklarla tenekekıçlarla, taşkafalarla ummadık taş yarar baş misali vaşak geçmişsin. Zehir zeka dokundurmalarla evladiyelik başkaldırıları doğrulamışsın. Doğrultmuşsun objektifi, çekmişsin büyük fotoğrafı, basmışsın arabından en renklisini. Hayli cesurca, kendine dokunmayan yılana bile dokunarak geliştirmişsin başkaldırını. Yani alayına gider, topuna baş kaldırı, bal küpüne isyan bu kitap...

Bu kitap, dillere destan olmasa da başkaldırmaları baştacı. Ve bu 'başkaldırı' kitabı başkaldırıcı adaylarına muazzam bir el kitabı. Bu kitap her başkaldırıcının sıkça başvuracağı başucu günlüğü kıvamlı. Bu kitap kör duvara sıvanan bir nefeslik sıvışma. Bu kitap, güneş balçıkla sıvanmadığından, diğer sıvama aparatlarını içten geldiğince, belirgin bir doğallıkla yansıtmanın kereveti. Güzel veya çirkin göreceli kavramlar ama bu kitap harfiyen başkaldırıya güzelleme. Yani içte kopan fırtınayı ansızın kopan kahkahaya dönüştüren bir yöntemle yönlendirilmiş bu kitap...

Şimdi anca okuyanın anlayacağı üzere bu kitap, iliğine deliğine, yarığına damarına kanca ve isyanı, hakaret içermeyen taşlamaları içeriyor diye tanımlamak kabahatler kanununu ihmal olur. Ancak ihlal edilmeyen şey insanlığı her açıdan zorlayan feci olaylara hatta zombitiklere bile karamizahçı tavrıyla sıcak başkaldırı. Yani öykülemeler, öykünmeler, banal giydirmeler veya sinkaflar küfür batağına düşmeden gülmeceyle

kaldırıyor başını. Başkaldırı dediğin de işte böyle olur...

İşte bu kitap, başkaldırı bu dedirten türden tükürüyor, insanlıktan çıkmış türlerin ağzına yüzüne. Ancak zaman eskimiş, mekanlar eskimiş, yüzsüzlerin yüzü de eskimiş. Eskiye rağbet olsa gideri var elbet. Ama eğer başkaldırı devam etsin isteniyorsa 'Yeni' bir bakış açısına, 'Yeni' yaklaşımlara, 'Yeni' bir değerlendirmeye,

'Yeni' maceralarla desteklenmeye, 'Yeni' bir denetime veya oto kontrole muhtaç 'Başkaldırı' kitabı...

Bir zamanlar düzenin halkı oyalama taktiklerini ve yarını oylama modellerini itin dibine sokan bu akıldanelik yeterli ve hoş görülebilirdi. Bu gün ise ne desen yetersiz ama hiç hoş görülmüyor. Kitapta beter başkalaşımla yarışan bir başkaldırıcılık mevcut. Ancak bugün mevcudun yutturulması ve malumun yutturmacaları aptal kutusundan sarkmış safi sufi şark kurnazları arıyor. Küstahça akla gelmez veya kırk yılda bir anca gelir konular kurnadan akıtılıyor. Zehir boş akıllara boşaltılıyor. Masum akıl depoları zehirleniyor...

Ailenin başkaldırıcısı ve 'Başkaldırı' kitabı bu pencereden bakıldığında gerçekten çok masum. Masum ama malum düzene güvenç kalmadı. Ayrıca ne dersen de ne yazarsan yaz başkaldırıcılık kafadan mahkum...

Hele ki zaman ve mekan duyarlığıyla dünden bugüne, gökten yere, ibrikten kibrite, acısından tatlısına, sikkesinden borsasına, futboldan siyasete, dilden dine, kompradordan komplesine... her şeyden nasıl kıllanılabileceğini gösteriyorsan. İşte bu bariz suç. Bu nedenle onların bunların üzerinde bir daha düşünmek gerek. Kime zarar, kime yarar, kimi zulalar kimi harcar ayrıştırmak gerek. Yani yazarken değil de okurken olsun özgürlüğün tadına varabilmek için. Özel tüzel yazdıysan, yazgı bu deyip özüne gözüne kaydırdıysan özgür kalabilmek zor artık...

Bu ucube kalabalıkta başkaldırıcılık dağın arkasını görmek ve bilmektir. Sırf 'ben bilmem merkez bilir' diyen tiptoşlara başkaldırmak için. Başkaldırmak, düzenin ters kolpalarını düzlemek, düzlemenin gereğini tam hissetmektir. Başkaldırılan boş inançlardan, akılları gaza getiren düzenbazlardan ve gaza illetinden milleti kurtarmaktır başkaldırıcılık. Merkezi ritmi resetlemektir. Ve tek bir düsturu vardır başkaldırıcılığın, öylesine tekbir getirerek ortalıkta oyalanmak değil ustalıkla okumak. Okumaktır mesele...

Hele de okumak, 'okumak kolay sıkıysa yaz bakalım' başkaldırısına bağlanan bu kitap kesinlikle okunmalı. Hatta yazanı başkaldırıcı filan demeden iki kere okumak gerek 'Başkaldırı' kitabını..

Ailenin başkaldırıcısı, meğer yazılacak, yazıldığı haliyle kabul edilmeyecek, sıkı değerlendirilecek veya havası söndürülecek ne çok mevzuu varmış hayatın içine sığdırılan. Saçma sapan ne kadar bağlanış, boynu devrilesi ne kadar boğazlanış varmış can sıkan. Yıllar yılı bitmeyen, arttıkça artan...

Kartal pençeli, aslan yeleli bitirim farkıyla şamdan kavaktan konulara dokundukça kitap, Arabın büyüsünün bozulduğu da açık. Dünya bu çok meridyenli ve çok paralelli paralanışı veya güneş sarısı parlayışı göremeyecekti 'Başkaldırı' olmasa. Başkaldırıcı bu kitabı yazmasa...

Başkaldırıcı 'Başkaldırı'yı yazmış, basmış. Dağıtmış veya dağılmış. Kime ne? Ama çetin bir kitap olmuş evet, baskın basanın babında. Şimdi ciddi okura düşen bu kitabı bitirdikten sonra aklına düşenleri başkaldırıcı da okusun, payını alsın diye sıralamak...

Başkaldırıcı, içini her konuda döktükten sonra mutlaka futbol ve siyaset temelli çürümeyi, devlet ve derin devletin iç içe geçmişliğini daha çok önemsemiş. Düzenin gizli uzuvlarını ve belli başlı uzantılarını irkiltici iğnemelerle irdelemiş. Her doğan kriz veya kurmaca kaos ortamında ekonomik şahlanışa ya da batışa, radikal başkaldırıya püf noktalarına kadar değinmiş. Bu girişimler resmen yurtseverlik, resmen devrimci demokratik tavır...

Konu neyi kime, kimi nereye perçinleyecekse, pervaza pervasızlık çakılacaksa bile hiç çekinilmemiş. Korkulmamış asla. Yani başkaldırının sehpaya çıkmak ve tabureyi tekmelemek olduğu bilinciyle velvele ve zelzele koparılmış kitap bitene dek. Başkaldırıcı kolpacı kopuklara inat, başkaldırı oklarını bir bir hedefe salmış. Ve delmiş tam on ikiden...

Efor takdirlik, takdimi belli; 'Dua et başka hiç kimse senin gibi olmasın. Şeytan ölsün bir daha taşlanmasın. Hacamat olmadan hacı olmak için piyango kime çıkacaksa çıksın. Sabah akşam ajans, toplu mesaj beklenmesin. Can bedenden çıkmadıkça, başkaldırı çanları çalsın. Az veya çok çaktırmadan çalanlar da utansın. Aleni hamuduyla götürenler de...'

İşte utanmanın olmadığı bir tarihte, salt talihsizlerden bahsetmek zor iş. Asıl zorluk filden deveden, eskiyunan tanrılarından yaygın dinler tanrısından, hilleden hurdadan, hassaslığı bozan hususlardan, hususi fantezilerden, falandan filandan etkilenmeden, olanlardan olmayanlardan esinlenmek. İşte kafa esince tam böyle esmek gürlemek. Başkaldırının dikalasını diktelemek. Es bre deli rüzgar, tanımak gerek tarihteki inboşları. Bir demet çiçeği yolanları, tarihi bozanları, zarureti insafsızca lüks sayanları kendi kantarında tartmak gerek...

Bu bozgunda bilsen dert, ilgilenmesen başka dert. Derdo olmak da zor. Ama okumak demek bu zaten. Yazmak ise bazen bir dertli başkaldırıcının tuttuğu notlara tutunmak. Tuttuğunu koparan, sıralanmış sıradışı sırlara sarılmak. Zaten ailenin başkaldırıcısı olmayı içselleştirenler başını sokacakları bir delik için başkaldırı zincirinden kopanları kof sayar. Salt geçici konfor için egemenliği tesadüflere bırakanları da affetmez. Çünkü yazan için 'Söylemek bazen, yazmak ise her zaman yürek işidir.' Yazılanın inkarı olmaz, söylenenin ve satılanın olur. Satanın dini imanı paradır çünkü. Para pul dünyasında sınıfı geçtin sen başkaldırıcı Hasdemir. Emir, demir oldun kestin raconu sonunda. Demirden korksak demiryolcu olmazdık misali...

Hasdemir öyle ki demir gibi bir anlatıyı yüksek ısıda eritmişsin. Onca zaman geçmiş aradan hala aynı başsızlık aynı başkaldırı. Cıvık ve değişmez aynılık...

Ancak bu aykırılıkla benzeri veya yenisi bugün yazılsa, yazanın başı epey derde girer. Sırf kendi başını değil ailenin başını da yakar. Başkaldırıcılık hele aile başkaldırıcılığı yalvar yakar olmadığı ve yalakalıktan beslenmediği için de içe dert olur bu sefer...

Ayrıca 'okuduğundan fazla yazmaya kalkışanlar bir yerde mutlaka yanlışa düşerler.' Aynen kitabın bir yerinde tırnak içine düşülen not gibi. İşte o yanlış gelir ıssızlığın ortasında başkaldırıcıyı bulur. Cumhuru düşük, başı gözü oynak, sav savlayan tav tavlayan devletlu arzuhalci de bu hal ve vaziyeti kayda geçer. Geçmez olasıca...

Şimdilik düşmemişsen ellere, dillere, sevinmeli 'ailenin başkaldırıcısı' olanlar. Başkaldırıcı geçmişte serin düşlere, derin işlere düşenleri çok güzel görmüşsün. Tam nokta atışı anlatmışsın da. Dahası diksiyon sağlam, desibel ayarı tamam biraz rot ayarı bozuk. Direksiyon simidinde bir sertlik var. Kolay dönmüyor sağa sola. Belki bu nedenle kitabın rotası ve notası doğru. Hemde aradan geçen yirmi yıla rağmen. Şimdilerde başkaldırıcılık zor, başkaldıranı aradan kaldırmak kolay. Yani durum içler acısı. O zamandan bu zamanı görüp kitaba listelemek ise gerçekten başkaldırıcılık mahareti...

Yani o zaman bu zaman 'biraz devletten korkmak lazım emmi' lafazanlığı da güleryüzlü başkaldırı özünde. Özellikle davet ve icabet fasılları hızla sürerken, esaretle bitebilecek sertlik artık başkaldırı değil. Ayrıca başkaldırıcı bu 'Olacak o kadar' başkaldırı denmiyorsa hiç. Ne yazık ki böyle..

Yani gerisingeri sendeyiz başkaldırıcı Hasdemir. Derdo değil ama sen pek rahatmışsın bir zamanlar. Öyle ki sayende 'Bilmemneyine aktığımın, tadına baktığımın, alnının çatına çivi çaktığımın çal karası, çul tanesi, bal teknesi' tekerlemesini telledim ya yeter bana. Artık kalbim teklese de devrilmeyeceğim...

Aman dikkat domdom kurşunlu Domlu, başkaldırıcılık bulaşıcı. Ailesine göre değişse de başkaldırı başkaldırı...

O yüzden bence bu 'Başkaldırı' denemesi yeter de artar. Kitabın tarihe, tarifi özgün ve de özgür bir başlık koymuş. Başkaldırıcı 'ailenin başkaldırıcısı' olmaya devam etmek güzel. Yani Yeni düzene yeni bir kitap daha çok yaraşır. Aynen 'Başkaldırı' gibi. Yürü be demiryolcu, seni kim tutar...