Eylül, güneş sarısına sihirli değişim. Kızıl ufka, kızgın lavlara inat ılık ve serin solunum. Eylül, alnı kırıştıran en eski alınyazı. Eylül, yürekleri hala kanatan en yeni sızı. Eylül, en huzurlu ölüm vakti...

Her Eylül de aynı ölüm. Öyle ki 'Her Eylül de Karadeniz Soldan Dalgalanır' ve ölünür. Hatta Ege de her ölüm efelenerek kutsanır. Ve özgürlük aşkıyla tüm mevsimler 'İlk hedefiniz Akdeniz ileri' komutuyla yaşanır... Eylül de aşk yaşanır veya yaşanmaz. Derken bir baş hödük, bir sabaha karşı, bir şeytani düdük öttürdü. Tam onikiden vuruldu mevsim ve Eylül hayattan koparıldı. Ölüme yoğunlaşıldı toptan. Ve kanla yoğuruldu zaman. Kutsal emanetçiler kuru yaprak misali döküldü kara toprağa. Darbe hediyesi kırılan hayatlar, denize gömüldü. Güneş söndü utancından... Eylül de koptu kuru sıkı gürültü ve koptu faşist patırtı. Rayında giden hayatın gizli kodu Eylül ortası değiştirildi. Loş labirentlere savruldu, güneş yolcuları. Onbinlerce canlar, solcusu, devrimcisi, ilericisi, devletçisi, sosyali, demokratı işkenceden geçirildi... Eylülden sonra da tüm yapılanları görmezden geldi, hak, hukuk, adalet ve barış katili, kıytırık ressam. Astı beslemedi. Sustu resmiyette kıyıma ortak pabuç içi paşalar. Ve ağası paşası, malı maşası, parantez içi piyoncukları, şerden şerbetten nasiplenen beslemeleri, ağzı besmeleli şeri şürekası, güzelim Eylülleri elbirliğiyle hiç etti... On yıllarca can parçaladı, kan dondurdu kirli ve puslu faşizan hava. Pespaye entrikaları aynı “Aynı şeyin aynı bağlantılar içinde, aynı durumda olması veya aynı olmaması olanaklı değildir.” imgesi kıvamında fazladan dava. Eylül birin barış mantığı ve felsefesi yıkıldı. Eylülün şanlı şerefli şifreleri kırıldı... Her Eylülde şifa niyetine on yıllarca kırgınlık ve kızgınlık güncellendi. Kör karanlığın ve kof gizemin sırça saltanatı kuruldu. Umut bitti. Ve yarım kaldı bir şeyler. Sevi zor zanaat, sevgi bitti. Koftirik hikâyeleri, telifli tefrikaları bedavadan sattı, ana arterlere kurulan soyka faşist tezgâhları.... Eylül ardı arkası kesilmeyen, akıl karartan suretlere karıştı. Eylül, acı sirenlere boğuldu. Silindi romantizmden Eylül akşamları. Silindir eziği yüreklere eksik yaşanmış hayat manyetosu çaktı. Çaktıkça çakan, sonrasında maziyi bulandıran tuvaller, martavallar resmi geçidine boyandı. Moral değerler sıfırlandı. Değerlendi paradoksal emboli... Embesil pik ve dip arası bocalama muhterisleri Eylül meylül takmadı. Barış marış iplemedi. Emanete ihanet etti. Ve bir karış bir kulaç mesafede kıyasıya özgürlük budandı... Her Eylül de millisi yerlisi, kirli paslı çarka paranoit tutkuyla peşpeşe sıralandı. Tam bağımsızlık sevdasıyla verilen ölüm kalım savaşı düşman titretti. Her Eylül, güneş çığlığı oldu. Her Eylülde tek parola "ya istiklal ya ölüm" vardı. İlelebet kuruluşun çekirdeği, güneşe akının özü oldu... Her Eylülde çekirdek tohuma durdu, tohum filize. Ve başak sürgün verdi yine. Ve 'Her Eylülde Karadeniz Soldan Dalgalanır' düştü dillere. Bir kez daha küllerinden doğuş gerçekleşti. Tıpkı külliyen diriliş ve emperyalizmi Ege'ye döküş gibi... Her Eylülde renkleri çalınmış tabloya deniz rengi eklendi. Eklendi gölgeler tanrısının eşsiz tılsımı. Ve her Eylülde yer yüzüne akan güneş kızartısı, isyanı tetikledi. İki çift maviye dolan imbat okşaması gibi. Ana sıcaklığı, sarı yaprak dökümü gibi. Her Eylülde herkesin alınyazısı yenilendi. Geceyi döven izli mermi, izmli varoluş liderliğinde... Her Eylülde Kutsal İsyan'a özlem yeşerten, faşist darbeye rahmet okutturan, kitipiyoz ressamın tablosu tek renkti. Gökkuşağının renklerini çaldı, çaldı da yine pastel boya tutmadı. İadesi mahşere kaldı. Ölümüne, ölümsüzlüğe yürüyüş yarım kaldı. Böyledir işte her Eylül başı baş ağrıtan, dil pası harmanı... Her Eylülde güneş yansa, ay kararsa, hava pussa, ölüm getirenler kapıyı çalsa, zindan gardiyanları hayata kapıyı sürgülese dil susmaz asla. Zebaniler eşliğinde kilitli çekmeceler açılır, mavilaci mürekkepli yazılar, yazgı koleksiyonları ortalığa saçılır. Ve Eylülzede Derdo, iki gözünden öper Eylül’ü... Her Eylül, Eylülsever mavi gözlerde hiç eksilmez yaş. Eylülsavar dillerden hiç düşmez söz. Eylülkasar yüreklerde hiç bitmez yas. Her Eylül, hüzünle bakklır yarım kalan aşkların ve tükenmez yasın renksiz fotoğrafına. Ve yine yeniden sokaklara taşan soluk yüzlerin devrim ve özgürlük haykırışı duyulur yakından... Her Eylülde El heykelli Ada'da eylem gülü açar. Sönmez asla söylem gülü deniz şafağı. Kıskanılası atmosferde ölüm sürgünü sürer sonluk keyfini. Ve her Eylülde özlenen özgürlük ve ölümüne sevda için çarpar yürekler. Ve ölmeye gör, her Eylülde yeniden en yenisi yazılır alınyazısının... Eylül, solaklara soluk benizli sevgili. Ey sevgili, her Eylülde aynı ölüm. Sonu aynı ölüm olduktan sonra yıkılsın varsın evren. Çepnito, her Eylülde bir daha bir daha öldükten sonra yazsan ne fayda yazmasan ne ziyan. Eğer yoksa 'her Eylülde aynı ölüm'ü layığıyla okuyan...