Emperyal dünya yüzyıl başında, yerli işbirlikçilerden de ciddi destek bularak imparatorluk topraklarına girdi. Bağımsızlığı sıfırlayan haksız işgalleri güdümledi. Tarihe mızrak gibi saplanan kitlesel imha planları tertipledi. Düşünsel plandaki istem fiilen somutlandı.
Ancak tam bağımsızlık sevdalısı sivil Mustafa Kemal ulusu ölüm kalım savaşına endeksledi. Millet müthiş savaş denizinde boğulmayıp, memleketine gönül borcunu ödedi. Ve Mustafa Kemal önderliğinde küllerinden doğuş, diriliş, canlanış, emperyalizmi denize döküş, kurtuluş ve kuruluş gerçekleşti...
Kutsal isyanın kongrede belirlenen parolası "ya istiklal ya ölüm" idi. Ve zafere ilk adımın simgesi, 4 Eylül Sivas kongresi oldu...
Baştacıdır Sivas Kongresi. Cumhuriyet tarihinin başlangıcıdır, 4 Eylül 1919. Yeni bir hüviyet, hürriyet ve medeniyet kazanımına olan inancın resmiyete dökülmesidir. Kongre peşine işgale uğratılmış yaslı şehirlerde siperler kazılır, cepheler kurulur. Zalimce zülfiyare dokunan işgalcilere soğuk demirin kızgın ve keskin yüzü öğretilir. Çanlar emperyal meyyaller için çaldıkça paslı pusula özgürlüğe parlatılır. Ve özgürlükçü kor ateş tüm Anadolu'ya yayılır...
Antiemperyalist imanla kurulan bu can pazarında vatan aşkına kurtuluşa dek bıçak sırtı yaşanır veya can verilir. Yani bir damla umutla çağlar canlar, ölüm kalım savaşına katılır. Bir savaş ki can bedenden çıkmayana dek direnilir. Cansiperane savaşılır. Bir savaş ki emperyalizmin gerçek yüzünü hissettiren hipnozlanmış patates kafaları ve onları hipnozlayan kurgusal fantastizmi şoklar. Ve sonunda emperyalizm toptan halledilir. Emperyal dünya bu kutsal topraklardan ilelebet def edilir...
İşte 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın memleket topraklarına devrimci bir ruhla serpildiği ilk gündür. Milletin kutlu isyana katılmasını sağlayan inanç ise tek cümlede özetlenir; "Manda ve Himaye kabul edilemez."...
Yüz yılların alın terinin ve emeğinin emperyal dünya tarafından çalınmasına, ihanetçi ve işbirlikçi yerlilere, hünerli komploculara ve aradan sıyrılma heveslilerine karşı koyuşun ilk adımıdır 4 Eylül Sivas Kongresi. Yani yılgınlık yaratmak için yalandan tıslayan işbirlikçi yılan insanların tantanalarına tokattır 4 Eylül. İşgaller neticesinde sahte güç zehirlenmesi yaşayanlara, ithal sarsıntıları yalandan ithamlara devşiren yarım akıllılara yanıttır 4 Eylül. Zehirli ağu bulamacıyla, ahu gözleri boyayan rezitlere rest çekmektir 4 Eylül. Toptan yok oluşa toplu başkaldırıdır 4 Eylül. Tarihten silinmeye simgesel isyandır 4 Eylül. Asli gücünü Milletinden alan, kuruluş temelinin atıldığı dünyada ilk Ulusal Kurtuluş reçetesidir, 4 Eylül. Yani 'Yeni' bir doğuşun kıblesidir Sivas Kongresi...
İşte Kutsal İsyan, 4 Eylül 1919'da Sivas’ta, Sivas Kongresi ile başlatılır. Dört yıl süren Ulusal Kurtuluş Mücadelesi 9 Eylül 1923'te İzmir Karşıyaka’da biter. Emperyal dünya ve uşakları ile yerli işbirlikçilerin işgallerle dayattığı esaret Ege'ye dökülür. Bu kutsal direniş, özgürlüğe adanmış bu ölüm kalım savaşı bazen santimlerle canlı hayatın önüne geçer. Ve şan ve şehadet, şanlı milletin kanı ile demlenir. Kalanlar ise tek gayesi tam bağımsızlık olan ve zor şartlarda bu umudu filizlendiren sonsuzluk yolcularından nefeslenir...
Elbette bu tarihsel nefesi, reel tarihe soru soramaz, hurafeler tarihini sorgulamaz iktidar tayfası içine sindiremez. İktidar tafrasına kapılmışlar hala "ya istiklal ya ölüm" diyemez. Aklı yıldırıklar Mustafa Kemal başta bu düsturla 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nde yola çıkanları benimseyemez. Elbette her fırsatta tarihi bozanlar o kutlu ilk adımı atanları istemez. Çünkü yedi düvele karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı yapanlar nefsine yenilmedi. Sonuçta ulusal egemenlik gökten yere indi ve kayıtsız şartsız millete verildi...
O yüzden Cumhuriyet Tarihi boyunca 4 Eylül Sivas Kongresi'nden başlayarak, emperyal dünyaya bu ilk ciddi başkaldırıyı, devrimcilere ve devrimlere öncü olmuş bu kutsal isyanı hazmedemeyenler hep varoldu. Çünkü emperyal dünya soytarıları, emperyal sermaye hokkabazları, ulusal tarih yobazları bu hazımsızlık sayesinde mevkilendiler, makamlandılar. Bol paralandıkları için her fırsatta paralanarak yalan tarihi fısladılar. Yılan insanlığı seçerek tarihsel fos fasaryalar tısladılar. Bu asap bozar taslamalara yeltenen emperyal düzen uşakları, yerli işbirlikçiler, milli ruh aşığı fanatikler ve türevleri Cumhuriyet ile var oldular. Cumhuriyet var oldukça da ne yazık ki olacaklar...
Ancak 4 Eylül Sivas, kafadan öyle bir kongre ki; yitik kafaları hipnozlayan emperyal kurguya, bitik kafaları ütüleyen emperyalist fantastizme teslim olmadı. Tarihten ders alınarak, dosta düşmana karşı 'Yeni' bir kurtuluş kongresi güncellenebilirliği patates kafaları karıştırıyor...
Ve bu kafası karışıklar neredeyse ölüm kalım savaşı verircesine, yine ortalığı karıştırıyor. Ve emperyal dünyaya teslimiyetçiliği yine bayrak ediniyor. Yani her nedense sözde işbilir bu fanotikler yine devrede. Planlı programlı karışıklık had safhada. Kurtuluşu örgütleyen kongreler düşmanı bu ortantik karıştırıcılara ve bunları otomatik fonlayan emperyal sermaye kodamanlarına mahsus selam ve mahsup dua ile...
