Kim ne derse desin kim alınırsa alınsın şu dört hafta gösterdi ki ülke futbolu da resmen bitik. El birliğiyle bitiriliyor, bitirilmiş. Bitmedi ise bitirilecek. O yüzden bu haftadan itibaren futbol sanki ayakla oynanan bir oyun değil tek yanlı bir ölüm kalım savaşı. Haybeden her maç bile salt birine yarıyor. Sırf ona yarasın diye yardırılıyor. Yani bundan sonraki her maç ölüm kalım maçı...

Tarihte de böyle, sahada da böyle, siyasette de böyle, biri ve diğerleri. Ve kazanmak için her yol mubah. Abluka, aldatma, göz hapsinde tutma, göz boyama, adam eksiltme, kafa göz girme, hareket çekme ve göz göre göre puan çalma. Futbol işte canım, ne eksik ne fazla, normali de bu abormali de deyip geçmek büyük hata. Çünkü futbol, bak da gör kendi halini cinsinden çoluk çocuk tüm topluma sihirli ayna...

Dört haftalık periyotta, dört maçta sikoru değiştirebilir çok net sekiz penaltı poziyonu. Objektif gözler gördü ama düdükler sustu. Puanlar resmen çalındı. Şimdi bu baştan sona bariz doğrama girişimi, işine gelenler tarafından yok sayılıyor. Hatta burun kıvırıyorlar. Bize de bize de bahanesiyle malumu makul karşılıyorlar. Özellikle süper futbolik seviyesinde kurulmuş akla zarar yapının yaptıklarını ve kokartlı düdüklerin dümbüklük ve zübüklüğünü masum görüyorlar. Oysa sopa yemiş koyun meler havasında düdüklük, açıkça ülke futboluna ihanet. Ayrıca ağzınla aslanı zaptetsen, elde kurbaç hakkıyla terbiye etsen faydasız. Çünkü sinsi plan ve yanlı futbol pratiğinin işletildiği aşikar. Fakat farkına varıldığı halde on yıllardır ayni tiyatoro. Çünkü gelecek dört haftaları, dört ayları da hiç etmeye şarlotan orta malı bir düdük yeter...

Yani yetki ve etki bağlamında futbolun alttan yukarı tarafları besbelli. Bir tarafta başkanları saraylılar. Bunlar yeşil sahaya sahtekarlık tohumları ekip, on yıllardır her kaleye mum dikenler. Yani tekme tokat, düdük gözlük, edik büdük bir şekilde yenenler. Diğer tarafta beyazsaray başkanının ekibi olmaya rağmen on yıllardır ezilenler. Yani bin türlü alavere dalevere kalesine mum dikilenler. Yani bir şekilde yenilenler...

Bu vahim durum öyle kanıksandı ki yersiz gereksiz düdükler öttürülür ve oyun tersine döner kimsecikler alınmaz. Ayrıca ölüm kalım maçları bile öyle bir hal aldı ki artık futbolun gerçeğini dillendirenler azaldı. Zaten başta saraylılar ve saray tayfasıyla hatta saray arabacılarıyla bile artık futbol konuşulmuyor. Ne denilse yanıltıcı pratik yanıtlar anında hazır. Karşı duvar, pencere kör. Çünkü saraylılık bulaşmış paçaya bir kere. Yani bir tarafta kendilerini mavi kanlı sayanlar, diğer yanda kırmızı kanlı mavi yakalılar...

Can yakan canlı durum bu ne yazık ki. O yüzden bilumum saraylılarla bugün futbolun adaleti konuşulamaz. Yarın ne yazık ki saray arabacılarıyla da. Bunlarla siyasetten, futbolun siyasetinden de konuşulmaz. Hatta havadan sudan, sırf gaz almak için bile konuşulmaz. Öbür gün ölüm kalım maçı bir yana bunlarla gazozuna maç bile yapılmaz. Yani pek yakında sırça saraylılarla hiçbir şey konuşulamaz. Çünkü boynuz kulağı geçer. Ve 'mağrur olma padidahım senden büyük...' soytarılar var, hokkabazlar var misali bir son ayarlanır. Sultanı geçmiş sultacılar var misali fenatik futbol fonlanır...

Velhasıl sahadakiler hilebaz olunca, masa saraylı dolunca futbol alemi tamıtamına haktan hukuktan vazgeçer. Kafa nato mermer, adil ve eşit şartlarda gelişen rekabetten anlamaz. Tehlikeli oyunlar bozulur ve futbol Direklerarası'nda dibe çakılan bir tiyatoro olur. Müsamere altın yaldızlı localardan seyredilir sessizce. Kapıkule'den dışarı ise oynanan komedya, oylumlu tragedya olur...

Sadakatli seyircisi kapalı gişe, sabıkaları pik yapmış bu tiyatoronun her hafta, her perdesi şimdilik kısa fragman niteliğinde. Kıssadan hisse kısım kısım daha şimdiden geçmiş yıllardaki malum sonu anımsatıyor. Saraylılar sanki dört dörtlük, ne eklesen ne beklesen bilekleri bükülmüyor. Yani tam öpülecekler, anında bir düdük çıkıyor düttürüyü abartıyor. Ve er meydanına mührü yine saraylı namertler basıyor...

Diğer bir mühim konu ise ölüm kalım maçları gecesinde hiç gerek duyulmuyor çarpık pozisyonların ayrıntılı irdelenmesine. Üstünkörü bakılıyor özet görüntülere. Bu arada irticalen bir kaç kelimelik laf geveleyenler, hazır kıta saraylılarca hemen çapraz ateşe tutuluyor. Yani ölüm kalım maçlarının ölümcül enstanteneleri bir ileri iki geri asrın futbol balesine tabi tutulmuyor. Aceleyle es geçiliyor pozisyonlar. Çoklukla yayıncı kurum bahane ediliyor. Bol tartışma getiren durumlar, bu görüntü bizde vardı yoktu yaygarasıyla geçiştiriliyor. Çünkü absürt düdükler bir bir didiklense, acı gerçek kapı gibi ortaya çıkacak. Eşit şartlarda oynanmayan maçlar ifşa olacak. Fahiş hatalara açık tüm derbiler bile isteye elde patlayacak...

Oysa tiyatoroya dostdoğru bakıldığında işin ciddiyetsizliği hemen görülür. Direklerarası'ndaki gibi sahne dönektir. Döndükçe başka bir mekan. Ve döner sahnedeki tüm artisler bir dirhem bir çekirdek. Ancak bir tarafa dirhem dokunmak yasak. Diğer tarafa her türlü kabalık serbest. Yani fırıldak düdükler sayesinde frikiği bol bir tuluat sahnede. Hatta gösteri çekimsizmiş gibi kameralara hiç aldırmaksızın yalandan kendini yere atanlar gırla. Holivudvari artislik yığınla. Yani futbolun cam fanusunda oskarlık rol kesmeler furyası...

Özetle, tapınılan öyle bir saraylılık ki fauller faul değil. Atılan goller ofsayt değilse de uyduruk düdüklerle iptal. Sert veya yumuşak şok vuruşlar gol olmayınca, tehlikeli bölgelerden serbest vuruşlar ikram. Dahası varı yoğu tutmayınca altıpastaki paslanışa belaltı penaltılar. Yani şuur altı isyan, bilinçaltı garez düdüklerinden, illa gol attırana kadar hile hurda düdükler. Yani hakem kılığındakilerden saraylı çalımları...

Kim ne derse desin, kim alınırsa alınsın düdükler sürekli böyle çalınırsa ölüm kalım maçları bitmez. Bu dört haftanın daha acayip neler göstereceği muamma. Bu olur olmaz düdük müdahaleleri, Bu çalınan düdükler resmen ülke futboluna ihanet. O nedenle bu hafta başından sonra futbol, ayakla oynanan bir oyun değil masada oylanan tufan...

Bu ülkede futbol ne yazık ki tek taraflı bir ölüm kalım savaşı. Ve her maç tek kaybedenli bir ölüm kalım maçı. Ve de ne yazık ki daima kazanan haklı...